AĞUSTOS AYI ÖNEMLİ HUKUKİ GELİŞMELER

  • Kira artış oranı %41,13 (tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalaması) olmuştur.
  • Tüketicilerin daha etkin korunması amacıyla, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda değişiklik öngören 7529 sayılı Kanun 30/11/2024 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanmış, doğrudan satışlara ilişkin hükümler 30/7/2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Yapılan bu değişikliğe dayanılarak hazırlanan “Doğrudan Satışlar Hakkında Yönetmelik” 8 Ağustos 2025 Cuma tarihli ve 32980 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik ile aşağıdaki hususlarda düzenlemeler getirilmiştir:
  • Doğrudan satış faaliyetine konu satışlarda tüketicilere 30 gün süreyle gerekçesiz cayma hakkı tanınmış, eksik bilgilendirme durumunda bu süre 1 yıla kadar uzatılmıştır. Belirli mal veya hizmetlerde cayma hakkı istisnaları açıkça düzenlenmiştir.
  • Ticaret Bakanlığı’ndan yetki belgesi almayan şirketler, doğrudan satış faaliyetinde bulunamayacak.Doğrudan satış şirketlerinin faaliyet gösterebilmesi için üç yıl süreyle geçerli olacak “Doğrudan Satış Yetki Belgesi” alması ve yetki belgesi başvurusunda yönetmelikte belirlenen bilgi ve belgeleri sunmaları zorunlu tutulmuştur.
  • Doğrudan satış şirketlerinin mali güvenliğini teminat altına almak için doğrudan satış faaliyetinde bulunacak şirketlerin sermaye şirketi olması ve en az on milyon TL ödenmiş sermayeye sahip olması zorunlu olup, Türkiye’de yerleşik bankalarda açılmış olan bloke hesap türlerinden birine, üç milyon Türk Lirası tutarında meblağın yatırılması şartı getirilmiştir.Diğer taraftan, doğrudan satışa konu mal veya hizmetin tüketicilere pazarlanabilir nitelikte olması zorunluluğu getirilerek hızlı zenginlik vaatleri ve yanıltıcı bilgiler yasaklanmış, sisteme katılımda baskı ve aldatma gibi yöntemlerin önüne geçilmiştir.
  • Çoğunluğu kadın girişimcilerden oluşan doğrudan satış sistemleri özel olarak düzenlenerek kadınların ticari hayata katılımı teşvik edilmiştir.
  • Tüketicilerin aldatılmaması ve oluşabilecek mağduriyetlerin önlenmesi amacıyla; doğrudan satış şirketlerinin cayma hakkı, ürün bilgisi ve iade sürecine ilişkin ayrıntılı bir bilgilendirme sistemi kurması zorunlu tutulmuş, doğrudan satıcıların tüketicilere yazılı veya kalıcı veri saklayıcısı yoluyla bilgilendirme formu vermesi şartı getirilmiştir.
  • KVK-69 / 2025-2 / Yatırım İndirimi – 55 Sirküler yayınlanmış olup, 2025 yılı ikinci geçici vergi döneminde uygulanacak yeniden değerleme oranı  % 9,23 (yüzde otuzdört virgül ondört) olarak tespit edilmiştir.
  • Karayolları Trafik Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 19.08.2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Araç takip ve kamera sistemi, görüntü kayıt cihazı ve acil durum butonu:
  • 2025-2023 model araçlarda, 1 Ocak 2026’dan sonraki ilk muayenede,
  • 2022-2018 model araçlarda , 1 Ocak 2027’den sonraki ilk muayenede,
  • 2017 ve öncesi model araçlarda, 1 Ocak 2028’den sonraki ilk muayenede, aranacak.

EMSAL YARGI KARARLARI

  • Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi’nin 28.11.2024ctarihli ve 2023/1563 E. 2024/2031 K. Sayılı kararı; Araç mahrumiyet bedeli, ihtiyaçları için aracı kullanamamaktan doğan bu süre içinde davacının aynı nitelikteki araç için (ikame araç) ödemesi gereken bedeldir.

“Bir şeyin kısmen hasar görmesi halinde, kullanılamamasından doğacak zararlar sorumlu kişiden talep edilebilir. Bu nedenle aracın eski hale getirilmesi için yapılacak olan onarım giderleri ile aracın ekonomik olarak değerinin azalmasından kaynaklı zarardan, zarar veren sorumlu tutulmaktadır.

Motorlu araç zarar görmüş ise, aracın kullanılış amacına göre araçtan mahrumiyet zararı belirlenmelidir. Davacının araç mahrumiyeti ya da araç kiralama bedelinden zarar verenlerin sorumlu tutulabilmesi için aracın onarımı ekonomik ise onarım süresince, aracın onarımı ekonomik değil ise davacının aynı model ve yaşta, aynı özellikleri taşıyan yeni bir araç satın alması için geçecek makul süre için araç mahrumiyeti zararı belirlenmesi gerekir.

Araç mahrumiyet bedeli, ihtiyaçları için aracı kullanamamaktan doğan bu süre içinde davacının aynı nitelikteki araç için (ikame araç) ödemesi gereken bedeldir (Yargıtay 17. HD 2016/2072 E – 2018/11712 K sayılı ilam). Aracın perte ayrıldığının kabulü halinde de yeni bir araç alıncaya kadar geçecek makul süre için araç mahrumiyeti zararının belirlenmesi gerekecektir.(Yargıtay 17. HD 2014/13531 E-2016/11340 K sayılı ilam). Bu durumda mahkemece, araç tamir edilmiş ise tamir süresince araç mahrumiyeti bedelinin, pert kabul edilmiş ise kaza tarihinden yeni bir araç satın alınmasına kadar geçecek makul süre için ikame araç bedelinin hesaplanması yönünden bilirkişi kurulundan rapor alınmalı, araç mahrumiyetine ilişkin belge sunulamaması halinde, B.K.’nun 42. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak mahkemece tayin ve takdir edilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. (Yargıtay 17. HD 2012/6990 Esas, 2012/13761 Karar sayılı ilamı)”

  • Yargıtay 15. Ceza Dairesi E. 2018/810 K2018/1026  T. 19.02.2018 tarihli kararı; Araç satış ilanı verip kaporayı aldıktan sonra satışı gerçekleştirmeyen ve kendisine ulaşılamayan kişi nitelikli dolandırıcılık suçu işlemiştir.

 “Sanığın ”s..n.com” isimli internet sitesine satılık araç ilanı verdiğini gören katılanın, sanık ile telefon aracılığı ile irtibata geçerek suça konu aracın alım-satımı konusunda anlaştıkları, sanığın katılandan 100 TL kapora istediği, ardından katılanın 100 TL’yi sanığın eşi olan temyiz dışı sanık … adına kayıtlı hesaba gönderdiği, paranın sanık tarafından çekildiği ancak sanığın suça konu aracın satışını katılana vermediği ve teslimini de yapmadığı, katılanın da bir daha sanığa ulaşamadığı, sanığın bu şekilde haksız menfaat sağladığı, sanık savunması, katılan beyanı ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından, sanığın nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin mahkumiyet hükmünde bir isabetsizlik görülmemiştir.”

BİLGİ NOTLARI

  • SGK İşten Ayrılış Bildirgesi Verilmeden İhtiyari Arabuluculuk Görüşmesi Yapılması Hukuka Uygun mudur?

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na göre arabuluculuk; sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmaktadır. İhtiyari arabuluculuk ise, “Tarafların serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıklarını, tamamen kendi istekleriyle bir arabulucu eşliğinde, mahkeme dışı ve gizli bir süreçte çözmelerini sağlayan alternatif uyuşmazlık çözüm yoludur.

Hukuk sistemimizde arabuluculuk zorunlu ve ihtiyari olarak ikiye ayrılmıştır. Zorunlu arabuluculukta, bazı dava türlerinde dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak dava şartıdır. İhtiyari arabuluculukta ise taraflar kendi özgür iradeleri ile uyuşmazlığı arabulucu aracılığıyla çözmeyi tercih etmektedir. İhtiyari arabuluculuk, dava açılmadan önce yapılabileceği gibi mahkeme esnasında da uygulanabilir.

Kural olarak ihtiyari arabuluculukta, arabulucu taraflarca kendi istedikleri bir kişi olarak seçilir. Arabulucunun seçilmesinin ardından arabuluculuk sözleşmesi yapılarak sürece başlanılır. Arabulucu, taraf bilgilerini topladıktan sonra en kısa süre içerisinde toplanmak üzere tarafları davet eder. Arabulucu, tarafların her biri ile ayrı ayrı görüşebileceği gibi birlikte de görüşmeler yapabilir. Arabulucu, tarafları dinledikten ve uyuşmazlıkla ilgili hususları inceledikten sonra anlaşmazlığın çözümü için önerilerde bulunur. Bunun üzerine anlaşma veya anlaşmama durumuna göre son tutanak tutularak taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır.

Arabuluculuk faaliyeti sonucunda tarafların anlaşması üzerine taraflar ve arabulucu tarafından imzalanan son tutanak bir anlaşma belgesi niteliğine sahiptir. Bunun sonucu olarak da anlaşılan hususlar bakımından hem taraflar açısından bağlayıcı olur hem de anılan konular için dava açılamaz.

Bununla birlikte, tarafların arabulucuya başvurabilmesi için aralarında işçi-işveren ilişkilerinden kaynaklanan bir uyuşmazlığın bulunması ve bu uyuşmazlığın çözümü için ihtiyari arabulucuya başvurmaları gerekir. İhtiyari arabuluculuk, tarafların serbest iradeleriyle başvurdukları ve aralarında var olan uyuşmazlığın mahkemeye gitmeden çözülmesini amaçlayan bir yöntemdir. Ancak uygulamada iş ilişkisi devam ederken ihtiyari arabuluculuk vasıtası ile anlaşma tutanağı düzenlendiği görülmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/2403 E. ve 2025/3786 K. sayılı kararında, arabuluculuk görüşmesinin zamanlamasına dikkat çekerek iş ilişkisi devam ederken anlaşma tutanağının geçerli olamayacağına hükmetmiştir. Eğer ki arabuluculuk görüşmesi, işçinin işten ayrılış bildirgesinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) sunulduğu tarihten önce yapılmışsa, bu durum anlaşma tutanağını geçersiz kılmaktadır.

  • Alacaklı Vekilleri Tarafından Borçlu Olan İlgili Kişilerin Yakınlarına Ait Telefon Numaralarına Erişilmek Suretiyle Borç Bilgisinin Paylaşılması (Kişisel Verileri Koruma Kurumu Kamuoyu Duyurusu)

                  6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (Kanun) amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemek olup Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 3’üncü maddesinde açık rıza, belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan rızayı; ilgili kişi, kişisel verisi işlenen gerçek kişi; veri sorumlusu, kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişi; veri işleyen, veri sorumlusunun verdiği yetkiye dayanarak onun adına kişisel verileri işleyen gerçek veya tüzel kişi; kişisel verilerin işlenmesi, kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlem olarak tanımlanmıştır.

Kanun’un “Genel İlkeler” başlıklı 4’üncü maddesinde de kişisel verilerin ancak bu Kanunda ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işleneceği hükme bağlandıktan sonra, kişisel verilerin işlenmesinde uyulması zorunlu ilkelere yer verilmiştir. Bu çerçevede, kişisel veriler ancak,

a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun şekilde

b) Belirli, açık ve meşru amaçlar kapsamında,

c) Doğru ve gerektiğinde güncel olma şartıyla,

ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma ve

d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme ilkelerine uygun işlenebilmektedir.

Öte yandan, Kanun’un “Kişisel verilerin işlenme şartları” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrası “Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.” hükmünü, ikinci fıkrası ise “Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür: a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi. b) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması. c) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması. ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması. d) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması. e) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması. f) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.” hükmünü haizdir.

Bunun yanında, Kanun’un “Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler” başlıklı 12’nci maddesinin birinci fıkrasında; “Veri sorumlusu; a) Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek, b) Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek, c) Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır.” hükmü yer almaktadır.

Kanun’un “Kabahatler” başlıklı 18’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde 12’nci maddesinde öngörülen veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında 15.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar idari para cezası verileceği hükmü düzenlenmektedir.

Bu kapsamda, ilgili kişilerin açık rızasının olmaması veya somut olay nezdinde herhangi bir kişisel veri işleme şartının bulunmaması halinde alacaklı vekilleri tarafından borçlu olan ilgili kişilerin yakınlarının bilgilerine erişim sağlanmak suretiyle ilgili kişilerin borç bilgilerinin paylaşılmasının ve konu ile ilgisi olmayan, ilgili kişinin yakını sıfatını haiz üçüncü kişilerin kişisel verilerinin işlenmesinin Kanun’a aykırılık teşkil edebileceği ve somut olayın değerlendirilmesi neticesinde idari para cezası yaptırımına tabi tutulabileceği değerlendirilmektedir. Bu itibarla, alacaklı vekilleri tarafından yürütülen mesleki faaliyetler sırasında borcun tahsiline yönelik yapılan iş ve işlemlerde, borçlu sıfatını haiz ilgili kişilerin ve konu ile ilgisi olmayan ilgili kişinin yakını sıfatını haiz üçüncü kişilerin kişisel verilerinin işlenmesi bakımından Kanun’a uygun şekilde kişisel veri işleme faaliyetinin gerçekleştirilmesine dikkat edilmesi önem arz etmektedir.

Araç çubuğuna atla