- Kira artış oranı %31,49 (tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalaması) olmuştur.
- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), kredi kartı asgari ödeme eşikleri ile cep telefonu alımına yönelik tüketici kredisi vadelerinde yapılan değişikliklere ilişkin karar yayınladı.
- –Kredi kartı limitlerinde asgari ödeme oranını belirleyen sınır 50 bin TL’den 100 bin TL’ye yükseltildi. Limiti 100 bin TL ve altında olan kartlar için asgari ödeme oranı dönem borcunun yüzde 20’si olarak belirlendi. Limiti 100 bin TL’nin üzerinde olan kartlar için ise asgari ödeme oranı yüzde 40 oldu.
- Sıfır cep telefonlarında fiyatı 40 bin TL ve altında olanlar için azami vade 12 ay, 40 bin TL’nin üzerinde olanlar için ise 3 ay olarak güncellendi.
- Kredi kartıyla cep telefonu (yenilenmiş ürün niteliğinde olanlar hariç) alımında taksitlendirme yasağının devam etmesine, “yenilenmiş ürün” niteliğindeki cep telefonu alımlarında ise taksitlendirme süresinin herhangi bir tutar sınırı olmaksızın 12 ay olarak uygulanmasına karar verildi.
- Sosyal Ağ Sağlayıcı Tarafından Çocuklara Özgü Ayrıştırılmış Hizmet Sunulmasına ve Yaş Doğrulamaya İlişkin Yönetmelik 10.10.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
- Türkiye’den erişilebilen yurt içi ve yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcılar 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak, 15–18 yaş arasındaki çocuklara ise ayrıştırılmış hizmet sunacaktır.
- Hesap açılırken yaş, kullanıcının e-Devlet Kapısı’nda kimlik doğrulamasıyla ürettiği “yaş doğrulama belirteci” ile doğrulanacaktır. 15 yaşından küçük olduğu anlaşılanın hesap açma talebi reddedilecek; doğrulanmış bir hesabın yaş aralığına aykırı kullanıldığına dair makul şüphe varsa hesap askıya alınacak ve belirteçle yeniden doğrulama istenecektir.
- 15–18 yaş hesaplarında yüksek gizlilik ayarları varsayılan olarak uygulanacaktır. Bu hesaplarda, hesap gizli açılır, kamuya açık hesap seçeneği sunulamaz. Profil fotoğrafının, hesabın, paylaşım ve görsellerin başkalarınca ekran görüntüsünün alınmasını önleyen teknik tedbir alınır. Canlı yayın açılamaz; görsel içeriklerin kaydırma, dokunma ya da kendiliğinden art arda sunulduğu arayüz kullanılamaz.
- Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 15.10.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayınlandı. Buna göre, perakende alışverişlerde daha önce uygulanan genel 12 aylık taksit sınırı ile mobilya, beyaz eşya ve seyahat gibi sektörlere ait sabit vade süreleri yönetmelikten kaldırıldı. Taksit sürelerini belirleme yetkisi tamamen Ticaret Bakanlığı’na devredildi. Bu düzenleme mağazaların/işletmelerin kendi yaptıkları (senetli veya taksitli) satışları kapsar. Bankaların kredi kartlarına uyguladığı BDDK taksit kısıtlamaları aynen devam etmektedir.
- Anonim ve Limited Şirketlerin Sermayelerini Yeni Asgari Tutarlara Yükseltme Süresinin Uzatılmasına İlişkin Tebliğ 17.10.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayınlandı. Sermayesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 332. ve 580. maddelerindeki tutarların altında kalan anonim ve limited şirketler ile kayıtlı sermaye sistemindeki halka açık olmayan anonim şirketlerin sermayelerini yeni asgari tutarlara yükseltme süresi 31/12/2026’dan 31/12/2027’ye uzatıldı.
| ŞİRKET | 31 ARALIK 2027’YE KADAR ULAŞILACAK TUTAR |
| Anonim şirket | 250.000 TL esas sermaye |
| Kayıtlı sermaye sistemindeki halka açık olmayan anonim şirket | 500.000 TL başlangıç sermayesi; çıkarılmış sermayesi en az 250.000 TL olanlar başlangıç ve çıkarılmış sermayeyi 500.000 TL’ye yükseltmezse sistemden çıkmış sayılır |
| Limited şirket | 50.000 TL esas sermaye |
EMSAL YARGI KARARLARI
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/6254 E., 2026/3320 K. Sayılı ve 21.05.2026 tarihli kararı- Tahliye sonrasında kiralayanın kiracının kiralanana verdiği zararlara ilişkin makul süre içinde hasar bildiriminde bulunması gerekmekte olup arabuluculuk başvurusu ve mesaj kayıtları yazılı hasar bildirimi yerine geçmeyeceğinden hor kullanım tazminatı talebinin reddi gerekir.
Davacının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 335. maddesi uyarınca kiralananı teslim aldığı 01.04.2024 tarihinden hemen sonra davacı kiracıya yazılı olarak eski hale getirilmesi gereken tadilatlar olduğuna ilişkin hasar bildirimde bulunmadığı, 3,5 ay sonra 18.07.2024 tarihinde işbu davayı açtığı, davalı kiracının hor kullanım nedeniyle tazminat sorumluluğundan kurtulduğu, davacı ayrıca geç tahliye nedeniyle de tazminat talebinde bulunmuşsa da; davacının tahliye taahhüdüne dayalı olarak başlattığı icra takibine davalının itiraz ettiği, itirazın kaldırılması talebi reddedilmiş olup genel mahkemelerde dava açılmak suretiyle itirazın iptal edilmediği, davacının itiraza uğramış ve dava yoluyla itirazı iptal edilmeyen taahhüde dayanarak tazminat talep edemeyeceği, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında, davalı kiracının yasal haklarını kullandığı, ihtiyaç nedeniyle tahliye davası davasında ispat yükü davacı kiraya verende olduğundan davasını ispatlayıp karar kesinleşene kadar kiracının tahliye sorumluluğunun bulunmadığı, kiralananın geç tahliye edilmesi nedeniyle tazminat talebinin haksız olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, hor kullanma tazminatı ile kiralananın geç tahliye edilmesinden kaynaklanan zararın tazmini istemlerine ilişkindir.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında; hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa ilgili kanun maddelerinin doğru şekilde uygulanmasına göre ve özellikle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun kiraların gözden geçirilmesi ve kiracıya bildirim başlıklı 335. maddesi uyarınca kiraya verenin kiralananın durumunu gözden geçirerek ve kiracının sorumlu olduğu eksiklikleri ve ayıpları ona hemen yazılı olarak bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi kiracının TBK m. 352.’de düzenlenen tahliye sebepleri dava yolu ile fesih ve tahliyeye ilişkin olduğundan bu sebeplerle açılan davada kiracının yasal sınırlar içinde kalmak şartıyla anayasal bir hak olarak yasal savunma ve yargılama yollarını kullanması hukuka aykırı sayılmayacağına göre kira bedeli dışında tazminat talep edilmesi mümkün olmadığından davacının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.
BİLGİ NOTLARI
- İşçinin Talep Etmesine Rağmen Yıllık İznin Kullandırılmaması Haklı Fesih Nedeni midir?
4857 sayılı İş Kanunu’nun 53’üncü maddesi, işçinin işyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olanların yıllık izne hak kazanabileceğini ve buyurucu bir hüküm olarak da yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemeyeceğini belirtmektedir. Yine aynı kanunda, yıllık ücretli izinlerin gelecek hizmet yılı içinde kullanılacağı hükme bağlanmıştır.
Yargıtay’a göre de “Yıllık izin hakkı anayasal temeli olan bir dinlenme hakkı olup, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında ücrete dönüşmez ve bu haktan vazgeçilemez. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresinde kullanmadığı yıllık izinlere ait ücreti istemesi mümkün değildir”.
Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır.
Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’nin 5 inci maddesine göre, “İşveren veya işveren vekilleri, bu Yönetmeliğin 15 inci maddesinde belirtilen izin kurulu veya 18 inci maddeye dayanılarak bunun yerine geçenlere danışmak suretiyle işyerinde yürütülen işlerin nitelik ve özelliklerine göre, yıllık ücretli izinlerin, her yılın belli bir döneminde veya dönemlerinde verileceğini tayin edebilir. Bunu işyerinde ilan eder”.
Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesine göre ise, “Yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemez. Bu iznin 53 üncü maddede gösterilen süreler içinde işveren tarafından sürekli bir şekilde verilmesi zorunludur. Ancak, 53 üncü maddede öngörülen izin süreleri, tarafların anlaşması ile bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere bölümler halinde kullanılabilir.”
İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez. Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz.
Yönetmeliği 7nci maddesinde göre de “İşçi yukarıdaki maddelere göre hak ettiği yıllık ücretli iznini, kullanmak istediği zamandan en az bir ay önce işverene yazılı olarak bildirir. İşveren veya işveren vekilleri, bu istekleri Yönetmeliğin 15 inci maddesinde sözü geçen izin kuruluna veya 18 inci maddesinde belirtilen kişilere bildirir”.
Yönetmeliği 8inci maddesinde göre, “İzin kurulu veya işveren, işçinin istediği izin kullanma tarihi ile bağlı değildir. Ancak, izin sıra ve nöbetleşmesini göstermek üzere söz konusu kurulca düzenlenecek çizelgeler işçinin talebi ve iş durumu dikkate alınarak hazırlanır. Aynı tarihe rastlayan izin isteklerinde; işyerindeki kıdem ve bir önceki yıl iznini kullandığı tarih dikkate alınarak öncelikler belirlenir”. Konuyla ilgili Konya BAM 8.HD 2026/1836 E. 2026/1780 K. ve 30.06.2026 tarihli güncel kararında; “İşverenler yıllık iznin kullandırılması konusunda işverenin yönetim hakkı kapsamında takdir yetkisine sahiptirler. Ancak bu hakkın kullanımı sırasında Türk Medeni Kanunu’nun 2 maddesine uygun olarak iyi niyet çerçevesinde kalınması, işçinin ruh ve beden sağlığının korunması, veriminin sağlanması, iş barışının sağlanması gibi konulara dikkat edilmesi gerekmektedir. Yıllık ücretli izin talebi, talebin reddi ve reddin gerekçesine ilişkin olarak herhangi bir somut iddia ve delil bulunmadığı takdirde soyut olarak yıllık izinlerim kullandırılmadı şeklindeki haklı nedenle fesih iddiasına itibar edilemez” Sonuç olarak, işveren yıllık ücretli izinlerin kullandırılması konusunda işçinin istediği izin kullanma tarihi ile bağlı olmamakla birlikte, işverenin çok uzun süre hiç izin kullandırmaması ya da talep etmesine rağmen haksız ya da gerekçesiz olarak izin kullandırmaması hususlarının işçi tarafından ispatlanması halinde, işçi haklı fesih yapabilir.
