- Kira artış oranı %38,36 (tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalaması) olmuştur.
- Kış lastiği uygulamasına ilişkin yeni düzenlemeye göre “Ülkemizde tescil edilmiş olsun veya olmasın, şehirlerarası karayollarında yolcu ve eşya taşımalarında kullanılan taşıtlarda her yılın 15 Kasım ile takip eden yılın 15 Nisan tarihleri arasında kalan beş aylık dönemde kış lastiği kullanılması zorunludur.”
- 16/10/2025 tarihli ve KVK-70 / 2025-3 / Yatırım İndirimi – 56 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu Sirkülerinde; 2025 yılı üçüncü geçici vergi döneminde uygulanacak yeniden değerleme oranı % 16,60 (yüzde onaltı virgül altmış ) olarak tespit edilmiştir.
EMSAL YARGI KARARLARI
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi’nin 2024/3426 E., 2025/1209 K. sayılı ve 27.06.2025 tarihli kararı; Kira bedelinde %25’in üzerinde artış yapan kiracı sonradan fazla ödenen bedellerin iadesini talep edemez.
“Sözleşme serbestisi kapsamında kiracı ve kiraya veren yeni dönem için her zaman sözleşme koşullarında değişiklik yapabilirler. Türk Borçlar Kanunu’na eklenen geçici maddeler ile %25 oranında artış sınırı kiracı lehine yapılan bir düzenleme olup, kiracının bunu aşan nitelikteki kira artış oranını kabul etmemesi ile hüküm doğurmayacaktır. Ancak kiracının rızası ile sözleşmedeki yeni kira bedelinin düzenlenmesi kapsamında ödediği fazla miktardaki kira bedelleri bu sınırlamaya tabi olmadığı gibi kiracı tarafından irade fesadına uğradığına dair bir iddia ve ispat da bulunmadığından talebi Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırıdır. Bu nedenle Mahkemece verilen kararda usul ve yasaya aykırı yön yoktur..”
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 02.07.2025 Tarihli ve 2024/785 E., 2025/426 Karar sayılı Kararı; Kira sözleşmesinde yer alan yan giderlerin ödenmemesi de tahliye sebebidir.
“Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tahliye talepli ilâmsız icra takibinde kira alacağı, ortak gider katılım payı alacağı, elektrik alt yapı servis ve hizmet bedeli alacağı, su kullanım bedeli alacağı ve elektrik tüketim yansıtma bedeli alacağının tahsilinin talep edildiği somut olayda kira alacağı dışında yan giderler ödenmediği için temerrüt olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, buradan varılacak sonuca göre tahliye isteminin kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.Kiralanan çatılı iş yeri olup, takibe dayanak kira sözleşmesinde elektrik ve su kullanım bedellerinin, ortak gider katılım payı alacağının kiracı tarafından kiraya verene ödeneceği düzenlenmiştir. Borçlu yasal süresinde ödeme emrine itiraz etmediğinden yan gider borcu ve miktarı kesinleşmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili maddesi gereğince kiracı tarafından kira bedelini veya yan giderleri ifada temerrüde düşülmesi hâlinde karşılaşılacak olan hukuki sonuç aynıdır. Bu durumda İcra İflas Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili maddeleri gereğince otuz günlük temerrüt süresi içinde yan gider borcu ödenmediği için temerrüt olgusunun gerçekleştiğinin kabulünün zorunlu olduğuna ve borçlunun tahliyesinin gerektiğine karar verilmiştir.”
BİLGİ NOTLARI
- Eser Sözleşmelerinde Sözleşme İlişkisinin İspatı
Eser sözleşmesini en genel ifadesiyle yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
Eser sözleşmesi kural olarak zorunlu şekil şartına tabi değildir. Bununla birlikte taraflardan birinin sözleşme ilişkisini inkar etmesi halinde diğer tarafın ilişkiyi yazılı delille ispata ilişkin kurallara göre ispatlaması gerekmektedir.Taraflar arasında yazılı sözleşme olmasa da sözleşme ilişkisinin kesin delil niteliğindeki ikrar ve yemin ile ispatlanması da mümkündür.
Sözleşme ilişkisinin ispatı bakımından delil başlangıcı niteliğindeki belgelerin, elektronik posta yazışmalarının, SMS ve whatsapp yazışmalarının delil başlangıcı olarak kullanılması mümkündür.
“Kural olarak eser sözleşmesi, zorunlu şekil koşuluna bağlı değildir. Sözleşmenin kurulması için yazılı şekil şartı yok ise de; davalı tarafından sözleşme ilişkisi inkâr edildiği takdirde, talep miktarı da dikkate alınarak, yazılı delille ispata ilişkin kuralların gözetilmesi gerekir. 6100 Sayılı HMK 200. maddeye göre, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibin beşyüz Türk lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibin beşyüz Türk lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Yazılı sözleşme olmasa da sözleşmenin varlığını ortaya koyan, yazılı delil niteliğinde olmayan ancak kesin delil niteliğindeki ikrar, yemin delilleri ile de sözleşme ilişkisi ispatlanabilir..” (YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E. 2019/3906 K. 2020/1771 T. 23.6.2020)
Kabul, iş sahibinin eserin sözleşmeye uygun olarak meydana getirildiğine dair irade açıklaması olarak tanımlanabilir. Eserin iş sahibi tarafından kabulünün açık (sarih) veya örtülü (zımni) olması mümkündür. TBK m. 47/1’de bu husus “Eserin açıkça veya örtülü olarak kabulünden sonra, yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur; ancak, onun tarafından kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek olan ayıplar için sorumluluğu devam eder.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Yargıtay kararlarında teslim, yüklenicinin tamamladığı eseri sözleşmeyi ifa etmek niyeti ile iş sahibinin fiili hakimiyetine geçirmesi olarak tanımlanmıştır. Görüleceği üzere tanımı oluşturan iki temel unsur bulunmaktadır: eserin tamamlanmış olması ve eserin iş sahibinin fiili hakimiyetine geçirilmesi. Eserin tamamlanmamış olması halinde veya tamamlanmış olsa dahi iş sahibinin fiili hakimiyet alanına dahil edilmemiş olması halinde teslimden söz edilemeyecektir.
Eserin teslim edilip edilmediğinin ispatı konusunda yüklenici ve iş sahibi aralarında yapacakları sözleşmeye ispatın hangi delillerle yapılacağı hususunda hüküm koyabilirler. Şayet taraflar arasındaki sözleşmede teslimin ispatına ilişkin böyle bir hüküm yer almıyorsa yüklenicinin eseri teslim ettiği hususu, kural olarak her tür delille (tanık dahil) ispat edilebilir.
“(…) Eser sözleşmelerinde teslim, yüklenicinin tamamladığı eseri sözleşmeyi ifa etmek niyeti ile iş sahibinin fiili hakimiyetine geçirmesi olarak tanımlanmaktadır. Teslimi kanıtlama yükü somut olaydaki savunmaya göre taşeronlarda olmakla, bu teslimin nasıl kanıtlaması gerektiği davanın çözüm noktasını oluşturmaktadır. Taşeronun (yüklenicinin ) meydana getirdiği eseri teslim ettiği vakıasını, teslim, hukuki işlem değil, hukuki fiil olduğundan kural olarak her tür kanıtla bu arada tanıkla dahi ispat edebilir. Bu açıklamalar ışığında somut olayda taraflarca işin bırakılması ya da durdurulmasından sonra taraflarca delil tespiti yoluyla yapılan imalâtların seviyesi belirlenmediğinden, dairemizin yerleşik içtihat ve uygulamalarında eser sözleşmesinin varlığı halinde taşeronların (yüklenicinin) gerçekleşip, teslim ettiği işler, her türlü delille ve bu arada tanık beyanıyla ispatlanabileceklerdir (…) (YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E. 2020/1047 K. 2020/2622 T. 30.9.2020)
“Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedeli alacağının tahsili talebi ile yapılan icra takibine itirazın iptâli talebinden ibarettir. Davacı yüklenici davalı ise iş sahibidir. davacı yüklenici vekili; müvekkili şirketin, davalı şirketle ticari ilişkisi olduğunu, bu çerçevede, davalı şirkete müvekkili tarafından mal/hizmet verildiğini, ancak bakiye borcunu ödemediğini, alacağın tahsili için (….) Genel olarak eser sözleşmelerinde yüklenicinin sadece eseri meydana getirmesi, aslî edim borcunu yerine getirdiği anlamına gelmemektedir. Yüklenici, sözleşmeye uygun meydana getirdiği eseri teslim borcu altındadır. Yüklenici üstlendiği eseri meydana getirecek ve meydana getirdiği bu eseri, iş sahibine usul ve yasaya ve sözleşme hükümlerine uygun olarak teslim edecektir. Eseri teslim borcu yüklenicide olduğundan eserin teslim edildiğini kanıtlama borcu da yükleniciye düşmektedir. Bir başka deyişle yüklenici, eseri, iş sahibine sözleşmeye uygun teslim ettiğini kanıtlamak zorundadır. Davacı yüklenici bedele hak kazanabilmesi için, eseri iş sahibine süresi içerisinde iş sahibinin iş yerinde teslim ettiğini kanıtlamakla yükümlüdür.
Eser sözleşmelerinde teslim, yüklenicinin tamamladığı eseri sözleşmeyi ifa etmek niyeti ile iş sahibinin fiili hakimiyetine geçirmesi olarak tanımlanmaktadır. Teslimi kanıtlama yükü davacı yüklenicide olmakla bu teslimin nasıl kanıtlaması gerektiği davanın çözüm noktasını oluşturmaktadır. Eserin teslim edilip edilmediğinin ispatında taraflar ispatın hangi delillerle yapılacağı hususunda sözleşmeye hüküm koyabilirler ve teslim konusunda bir delil sözleşmesi yapabilirler. Böyle bir delil sözleşmesi yoksa yüklenicinin meydana getirdiği eseri teslim ettiği vakıasını, teslim, hukuki işlem değil, hukuki fiil olduğundan kural olarak her tür kanıtla bu arada tanıkla dahi ispat edebilir.” (YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E. 2017/526 K. 2017/1199 T. 20.3.2017).
- İkramiye Ödemeleri Hangi Hallerde İşyeri Uygulaması Haline Gelmez?
İşçinin işyerine olan katkıları sebebiyle işverenin memnuniyetini ifade etmek üzere bir defada veya dönemsel olarak belli zaman dilimlerinde ya da işçiyi ilgilendiren doğum, ölüm, evlenme gibi nedenlere bağlı olarak yapılan ücretin eki niteliğindeki ödemeler ikramiye olarak adlandırılabilir. İşçinin başarısına bağlı olarak ödenen primden farklı olarak ikramiye genel bir nitelik taşır ve uygulamadan işyerinde çalışan tüm işçiler yararlanır. Başka bir anlatımla, işveren tarafından ayrımı haklı kılan geçerli nedenler olmadığı sürece ikramiye yönünden eşit davranma borcuna uygun davranılmalıdır.
İşçinin ikramiyeye hak kazanması için işyerinde ikramiye ödemesini gerektiren dönemin sonuna kadar çalışmış olması gerekmez. İşyerinde çalışılan süreyle sınırlı olmak üzere işçinin ikramiye talep hakkı vardır.
İkramiye bireysel ya da toplu iş sözleşmeleri ile kararlaştırılabilir. İş sözleşmesinde kararlaştırılmamış olsa dahi, işverence tek taraflı olarak düzenli şekilde yapılan ikramiye ödemesinin “işyeri koşulu” olduğu kabul edilmelidir.
İş sözleşmelerine ödenecek ikramiyenin ihtiyari olduğu ve her zaman kaldırılabileceği hükmünün konulması halinde, ikramiye işyeri uygulaması haline gelmez. Yani işveren ikramiye uygulamasında vazgeçme hakkını saklı tutmuş ve işçiyi bu konuda bilgilendirmişse, gelecek yıllarda bu ödemeyi yapmakla yükümlü sayılmaz. Yargıtay’a göre, “Somut olayda davacı, davalı işyerinde ikramiye ödendiğini ve işyeri uygulaması haline geldiğini, davacının ikramiye alacağı bulunduğunu iddia etmiştir. Davalı ise sadece 2009 yılı için ikramiye ödendiğini işyeri uygulaması haline gelmediğini savunmuştur. Her ne kadar Mahkemece ikramiye alacağının 2010- 2011 yılı için kabulüne karar verilmiş ise de işyerinde 2009 yılında ikramiye ödemesi yapılmış olup, bu tarihten önce ve sonra ikramiye ödenmemiştir. İkramiyenin düzenli ödeneceğine dair alınmış yönetim kurulu kararı, iş sözleşmesi ya da süregelen bir uygulama olmadığından ikramiye alacağının reddine ilişkin emsal kararların Dairemizce onandığı (2016/ 13467 Esas – 2019/ 12057 Karar sayılı ilam) göz önüne alındığında talebin reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir”
