HAZİRAN AYI ÖNEMLİ HUKUKİ GELİŞMELER

  • Kira artış oranı %32,24(tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalaması) olmuştur.
  • 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 04/06/2026 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Kanun ile,

– Amme alacaklarının tecil ve taksitlendirilme süresi 36 aydan 72 aya çıkarılmıştır.

– Zor durumdaki borçlular için teminat şartı aranmayacak üst sınır tutarı 50 bin TL’den 1 milyon TL’ye yükseltilmiştir.

– Yurt dışı ve yurt içi kayıt dışı varlıkların ekonomiye kazandırılması için yeni başvuru süreci açılmıştır.

– Bildirilen varlıkları 5 yıl boyunca vadeli hesap veya fonlarda tutmayı taahhüt edenlerden yüzde 0 vergi alınacak. Son başvuru tarihi ise 31 Temmuz 2027 olarak belirlenmiştir.

– Son 3 yıldır Türkiye’de ikamet etmeyen ve yeni taşınan gerçek kişilerin yurt dışı kazançları 20 yıl boyunca gelir vergisinden muaf tutuldu. Düzenleme ile, bu kişilerin miras yoluyla intikallerinde vergi oranı yüzde 1 olarak uygulanacaktır.

– Sanayi sicil belgesine sahip üreticiler ile zirai üretim yapan kurumların kazançlarına uygulanacak kurumlar vergisi oranı yüzde 12,5’e düşürülmüştür.

– Üretimi ve tarımsal kalkınmayı destekleyecek yeni indirimli oranlar, 2027 yılı kazançlarından itibaren yürürlüğe girecektir.

-Nitelikli hizmet merkezleri ile İstanbul Finans Merkezi (İFM) bünyesindeki finansal hizmet ihracatı kazanç indirimleri ve harç muafiyetleri 2047 yılı sonuna kadar uzatılmıştır.

– Münhasıran yurt dışından elde edilen kazançlara yüzde 95 ile yüzde 100 oranında vergi indirimi uygulanacak. Ayrıca buralarda çalışan personelin asgari ücretin 3 katına kadar olan maaşları gelir vergisinden istisna olacaktır.

– Teknoloji start-up firmalarının çalışanlarına aidiyet hissi yaratmak amacıyla verdiği pay senetlerine yönelik vergi istisnası genişletildi. Çalışanlara sunulan hisse senedi teşviklerinde gelir vergisi muafiyet sınırı, çalışanın brüt ücretinin iki katına çıkarılmıştır.

–  6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da,  7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nda,  193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nda, 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nda, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda,  5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’da ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu’nda değişiklikler yapılmıştır.

  • Anayasa Mahkemesi Antalya 12. Aile Mahkemesinin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde hüküm altına alınan yoksulluk nafakasının “süresiz olması”na ilişkin düzenlemenin iptali için yaptığı başvuruyu görüşmüş olup, ilgili düzenlemenin oy çokluğuyla iptaline, iptal hükmünün 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
  • Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar hakkında tebliğ yayınlanmıştır.
  • Değer kaybının hesaplanmasını gösteren usul yeniden düzenlenmiş ve buna dair kriterler hükümde gösterilmiştir. Ayrıca, araç hasarı için atanan eksperin değer kaybına dair tutara raporda yer vermesi gerektiği belirtilmiştir.
  • Maddî zararlar tazminatı kapsamında yapılacak başvuruların, değer kaybını da kapsaması gerektiği hükme bağlanmış, araç hasarı için yapılan başvurunun, değer kaybı talebini de kapsadığının kabul edileceği vurgulanmıştır.
  • Hasar gören parçanın orijinal parça ile değiştirilmesine imkân olmaması halinde hasar gören parçanın, yeniden kullanılabilir veya eşdeğer parça ile değiştirileceği hükme bağlanmıştır.

EMSAL YARGI KARARLARI

  • Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 29/04/2026 Tarihli ve 2026/921 Sayılı Kararı- Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında İlke Kararı

Biyometrik tanımlama sistemleri (parmak izi, yüz tanıma, iris ve retina taraması gibi) hızlı, doğru ve manipülasyona dirençli özellikleriyle cazip görünse de kişisel verilerin korunması hukuku bağlamında son derece hassas bir alanı oluşturmaktadır. Özellikle işçi-işveren ilişkisinde mevcut olan yapısal güç dengesizliği, açık rızanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığı hususunda ciddi tereddütler doğurmaktadır. Bu nedenle biyometrik veri işleme faaliyetlerinin, yalnızca hukuki sebebe değil aynı zamanda ölçülülük, gereklilik ve veri minimizasyonu ilkelerine de uygun olması gerekmektedir.

Yasal düzenlemeler ile işverenin çalışma sürelerini takip etmesi ve belgelemesi yönünden hukuki çerçeve çizilmiş olmakla birlikte takibin biyometrik tanımlama sistemleriyle yapılmasını öngören açık kanuni bir düzenleme bulunmadığından mesai takibinin biyometrik verilerin işlenmesi yoluyla gerçekleştirilmesi hukuka aykırılık teşkil edebilecektir.

Bu çerçevede, mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesi faaliyetlerinde Kanun’un 6’ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan diğer işleme şartlarından herhangi birinin uygulama alanı bulmaması nedeniyle, uygulamada söz konusu faaliyetlerin (a) bendinde yer alan açık rıza şartına dayalı olarak gerçekleştirilmesinin tercih edildiği görülmektedir. Ancak, tarafların eşit konumda olmadığı, taraflardan birinin diğeri üzerinde etkili olduğu veya taraflar arasında güç dengesizliğinin bulunduğu istihdam ilişkilerinde çalışana rıza göstermeme veya rızasını geri çekme imkânının etkin bir biçimde sunulmaması ya da rıza göstermemenin çalışan açısından muhtemel olumsuzluklar doğurabilmesi durumunda çalışanın gerçek bir seçeneğe sahip olduğu söylenemeyeceğinden rızanın özgür iradeye dayandığından da söz etmek mümkün olmayacaktır.

Ayrıca rızanın geri alınabilmesi, biyometrik tanımlama sistemlerinin sürekliliğini ve uygulanabilirliğini zedeleyeceğinden biyometrik verilerin mesai takibi amacıyla yalnızca açık rıza şartına dayanılarak işlenmesi de kural olarak yeterli bir hukuki zemin oluşturmayacaktır.Öte yandan, mesai takibinde biyometrik veri işlenmesi faaliyetinin yöntemin amaca uygunluğu (işlendikleri amaçla bağlantılı olma), alternatif yöntemlerin tüketilip tüketilmediği (işlendikleri amaçla sınırlı olma) ve müdahalenin boyutu (işlendikleri amaçla ölçülü olma) açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmekte olup bu kriterleri karşılamayan bir uygulama, ilgili kişinin açık rızası bulunsa dahi hukuka aykırı kabul edilecektir.

Sonuç olarak,

Mevzuatta, çalışma sürelerinin takibine ilişkin hükümler bulunmakla birlikte takibin ne şekilde gerçekleştirileceğine ya da takibin biyometrik veri işlenmesi suretiyle yapılması gerektiğine dair açık hüküm bulunmadığı dikkate alındığında mevcut durumda biyometrik veri işlenmesi faaliyetinin kanunlarda açıkça öngörülme şartına dayalı olarak gerçekleştirilmesinin kabul edilemeyeceği,

Dolayısıyla, mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesi faaliyetlerinde Kanun’un 6’ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (b), (c), (ç), (d), (e), (f) ve (g) bentlerinde yer alan işleme şartlarından herhangi birinin uygulama alanı bulmaması nedeniyle söz konusu faaliyetlerin (a) bendinde yer alan açık rıza şartına dayalı olarak gerçekleştirilmesinin tercih edildiği ancak işçi-işveren ilişkisindeki güç dengesizliği sebebiyle açık rızanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığı hususunda tereddüt bulunduğu ve bu yönüyle tek başına yeterli bir hukuki zemin oluşturmadığı,

Ölçülülük ilkesinin kişisel veri işleme faaliyetlerinin değerlendirilmesinde önemli bir kriter olduğu ve alternatif, daha az müdahaleci yöntemlerin varlığı karşısında ilgili kişilerin açık rızası bulunsa dahi mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesinin Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan genel ilkeler kapsamında ölçülülük kriterini sağlamayacağı değerlendirilmiş olup bu itibarla;

–           Mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesinin Kanun’un 6’ncı maddesinde yer alan işleme şartlarından herhangi birine dayanılmaksızın gerçekleştirildiği, geçerli bir açık rıza bulunsa dahi söz konusu işleme faaliyetinin Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan genel ilkeler kapsamında ölçülülük kriterini sağlamayacağı, bu nedenle mesai takibinin biyometrik tanımlama sistemleri yerine şifreli kart veya PIN tabanlı sistemler, geleneksel imza ve kâğıt bazlı devam çizelgeleri, RFID/NFC kimlik kartları ya da denetçi gözetiminde elle giriş gibi alternatif yollar ile sağlanması gerektiğine,

–           Belirtilen hususların, Kanun’un 12’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kişisel verilerin hukuka uygun işlenmesini teminen veri sorumluları tarafından alınması gereken idari ve teknik tedbirlerden olduğu ve belirtilen hususlara uygun hareket edilmediğinin tespiti halinde ilgili veri sorumluları hakkında Kanun’un 18’inci maddesi hükümleri gereği işlem tesis edileceği hususunda kamuoyunun bilgilendirilmesi ve konuya ilişkin olarak Kişisel Verileri Koruma Kurulu (Kurul) tarafından İlke Kararı alınmasına karar verilmiştir. 

BİLGİ NOTLARI

  • Doğum ve Ebeveyn İzinlerinde Yeni Dönem

1 Mayıs 2026 tarihli ve 33240 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 22.04.2026 tarihli ve 7578 sayılı “Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” (“Kanun”), farklı kanunlarda çeşitli değişiklikler içeren geniş kapsamlı bir düzenleme niteliğindedir. Bu kapsamda, doğum ve ebeveyn izin süreleri önemli ölçüde artırılmış, ayrıca evlat edinme ve koruyucu aile uygulamalarına bağlı izin hakları da genişletilmiştir.

7578 sayılı Kanun ile Doğum ve Ebeveyn İzinlerinde Yapılan Değişiklikler Nelerdir?

Yeni değişiklik ile hem kamu çalışanları hem özel sektör işçileri hem de askeri personel için doğum sonrası izin süresi 8 haftadan 16 haftaya çıkarılmış, böylece toplam analık izni süresi 16 haftadan 24 haftaya yükseltilmiştir. Çoğul gebelikler için ise izin süresi 18 haftadan 26 haftaya çıkarılmıştır.

Bununla birlikte, sağlık durumunun uygun olması ve doktor onayının bulunması halinde, kadın işçinin talebi üzerine doğumdan önce çalışabileceği süre 3 haftadan 2 haftaya indirilmiştir. Böylece, doğum sonrası aktarılabilecek süre 1 hafta daha uzamıştır.

Bu yeni sistem yalnızca izin süresiyle sınırlı değildir. Sosyal güvenlik mevzuatında da paralel olarak değişiklik yapılarak analık halinde sağlanan geçici iş göremezlik ödeneği süresi de aynı şekilde doğumdan önce 8 hafta, doğumdan sonra 16 hafta olacak biçimde uyarlanmıştır.

Ayrıca bir geçiş hükmü de getirilmiştir. 16 Ekim 2025’ten sonra doğum yapmış olup izin süresi biten ancak 1 Nisan 2026 itibarıyla doğumdan itibaren 24 haftalık süreyi henüz tamamlamamış kişiler, kanunun yürürlüğe girmesinden başlayarak 10 iş günü içinde başvurmaları halinde 8 hafta ek doğum izni kullanabilecektir.

İlave izin kullanmak için başvuru süresi 4 Mayıs Pazartesi günü başlamış olup 15 Mayıs Cuma günü mesai saati bitimine kadar başvuru yapılabilecektir. Güncel olarak halen doğum izninde olanların ise rapor süreleri SGK tarafından güncellenecektir. Doğum izninde bulunan anneler, sistem üzerinden doğum izninin sona ermesine ne kadar süre kaldığını öğrenebileceklerdir.

Anılan Kanun ile babalık iznine ilişkin düzenlemede de değişikliğe gidilmiştir. Yeni düzenleme ile özel sektör çalışanlarının daha önce 5 gün olan babalık izni 10 güne çıkarılmış ve bu suretle memurlarla eşitlik sağlanmıştır.

Araç çubuğuna atla